Danıştay, sağlık turizmi kapsamında zorunlu tutulan komplikasyon sigortası hükmünü, kanuni dayanak yokluğu nedeniyle yürütmesini durdurdu.

 

ÖZET: Danıştay Onuncu Dairesi, Türk Tabipleri Birliği’nin, Sağlık Bakanlığı tarafından çıkarılan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik’in iptali ve yürütmesinin durdurulması istemini kısmen kabul etmiştir. Kararda, Yönetmelik’in yetki yönünden hukuka uygun olduğu belirtilmiş; ancak 6. maddenin 1. fıkrasının (c) bendinde düzenlenen, cerrahi işlemler için komplikasyon sigortası yaptırma zorunluluğu getiren hükmün, Anayasa’nın 48. maddesinde güvence altına alınan çalışma ve sözleşme özgürlüğünü sınırladığı ve kanuni dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle yürütmesi durdurulmuştur. Diğer dava konusu hükümler yönünden ise yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

 

ISTEMIN_ÖZETİ : 26/04/2025 tarih ve 32882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin yetki unsuru yönünden tamamının, bu talep kabul edilmezse; 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının, 6. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri ile aynı maddenin 5. fıkrasının, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkrasının, 8. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarının, 11. maddesinin, 13. maddesinin 1. fıkrası ile ayrıca aynı fıkrada yer alan “ve aracı kuruluşlarda” ibaresinin iptaline ve yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi istenilmektedir.

 

DAVACININ İDDİALARI : Davacı tarafından, Yönetmeliğin tamamına ilişkin olarak, mesleğini uygulama yetkisine sahip olan hekimlerin, Yönetmelikle, hastanın uyruğuna veya yurtdışında yerleşik olup olmadığına bağlı olarak mesleğini uygulamaktan yasaklanabildiği, bu kısıtlamaya olanak veren yasal bir düzenlemenin bulunmadığı, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 9. maddesi ile genel olarak sağlık kuruluşlarının standartlarının belirlenmesi veya sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapmak yetkisinin Bakanlığa tanınmış olmasının bu konunun önceden kanunla düzenlendiği şeklinde değerlendirilemeyeceği, bu yönüyle, dava konusu Yönetmeliğin yetki bakımından hukuka aykırı olduğu;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin olarak, sağlık hizmeti almak amacıyla ülkemize gelen yabancı ve bir kısım Türk vatandaşlarına dahi ancak ve sadece uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almış sağlık kuruluşlarının hizmet verebileceğinin belirtildiği, yetki belgesi ile tanınan hakların yurt dışından sağlık hizmeti almak üzere ülkemize gelen hastaya hizmet sunmaya dair hekimlere yönelik kısıtlamaları da beraberinde getirdiği, böylesine bir sınırlamanın haklı sebebi olmadığı gibi uygulanmasının imkanı da bulunmadığı, hekimin kendisine başvuran hastanın yurt dışından sağlık hizmeti almak amacıyla mı geldiği yoksa ülkemize herhangi bir sebeple geldikten sonra bu hizmeti almaya karar mı verdiğini bilemeyeceği, kaldı ki böyle bir bilginin hekimin sunacağı hizmeti farklılaştırmayacağı dikkate alındığında söz konusu bilginin bir değerinin olmadığı, dolayısıyla hekime böyle bir bilginin peşine düşmesi külfetinin yüklenmesinin anlamsız olduğu, ülkemizde hekimlik yapma hak ve yetkisine sahip olanların bir kısmının bazı kişilere sadece uyruğu veya yaşadığı yer sebebiyle sağlık hizmeti veremeyeceğine ilişkin bir sınırlamanın herhangi bir yasada öngörülmediği, böyle bir sınırlama yapılmasına olanak veren herhangi bir ölçüt de belirlenmediği, ayrıca sağlık turizmi kapsamında gelmeyip, ülkemize gezi veya ziyaret amaçlı gelen turistlerin tedavi olmak için herhangi bir sağlık kuruluşuna başvurmasını engelleyen bir durum yaratıldığı, bunun sağlığa erişim hakkını kısıtlayacağı;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrası, 13. maddesinin 1. fıkrasındaki “ve aracı kuruluşlarda” ibaresine ilişkin olarak, yasak olan aracılık faaliyetine izin verilmesinin hukuka aykırı olduğu, Türk Tabipleri Birliği Kanunu’na göre hasta bulmak için yapılacak aracılık faaliyetinin suç oluşturduğu, Yönetmelikte aracı kuruluşun görevinin konaklama, ulaşım ve transfer hizmetlerinin sağlanması olduğunun belirtildiği, ancak bilgilendirme ve tanıtım başlıklı maddesinde aracı kuruluştan çağrılara cevap vermek, hastaları bilgilendirmek, ilgili sağlık kuruluşları ile irtibata geçerek hastaya tıbbi bilgiler ve yaklaşık tedavi maliyeti belirtmek, hastayı sağlık kuruluşuna teslim edip teslim almak gibi hizmetlerin beklendiği, bu hizmetlere bakıldığında bunların sağlık kuruluşuna yurtdışından hasta sağlayan acenteler olarak öngörüldüğü, tanıtımlar açısından ise yetkili olarak HealthTürkiye’nin belirlendiği, halen kimi sağlık kuruluşlarının fiilen yürüttükleri gibi seyahat acenteleri veya asistan kuruluşlar adı verilen çeşitli yapılarla birlikte hareket ederek yurtdışından ülkeye hasta getirilmesi suretiyle simsarlık yapılmasına hukuki çerçeve oluşturulduğu, sağlık kuruluşu ile acente arasında temin edilen hasta başına ücret şeklinde anlaşmalarla yürütülen bu sistemin suç oluşturduğu ve kanunla tanımlanan suçun yönetmelik kuralı ile ortadan kaldırılamayacağı;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri ile 5. fıkrasına ilişkin olarak, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının bilimselliğinin yeterine kanıtlanmamış olduğu, hangi uygulamaların geleneksel hangilerinin tamamlayıcı olduğunun belli olmadığı, söz konusu uygulamaların kötü uygulama oluşturup oluşturmadığını belirlemek bakımından başvurulacak çağdaş meslek standartları, kurallarının olmadığı, bu durumun sağlık hizmetlerinin kamu hizmeti niteliği ile bağdaşmadığı gibi yaşam hakkı, sağlık hakkı ve vücut bütünlüğü açılarından da tehlike oluşturduğu, Yönetmelikle yalnızca geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları denilmekle geniş bir tanım yapıldığı, bunun yanında tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin tek bir şirkete devredildiği, üyelik ücretleri çok yüksek olmakla birlikte üye olmayan sağlık tesisinin yabancı hastayı görme hakkının kısıtlandığı, aynı zamanda yalnızca bir şirket üzerinden tanıtım yapmanın kısıtlayıcı nitelik taşıdığı, öte yandan, komplikasyonda hekime yüklenebilecek bir kusur bulunmadığı, tıbbi standarda uygun nitelikte müdahaleye rağmen zararın doğduğu hallerde, meydana gelen neticeden dolayı hekimin sorumluluğunun doğmayacağı, Yönetmelikte zorunlu tutulan komplikasyon sigortası yükümlülüğünün yasal bir dayanağının bulunmadığı, ayrıca Türk vatandaşlarına tanınmayan bir hakkın yabancı hastalara sağlanmasının eşitlik ilkesine de aykırı olduğu, Hekimlik Meslek Etiği Kuralları gereği hekimin bizzat muayene etmeksizin hastanın tedavisine başlayamayacağı, tıpta ancak yüz yüze hizmetlerle tutarlılığının kanıtlandığı, teletıp ilişkisinin kurulmasından önce toplanan verilerin nasıl, nerede, ne kadar süreyle depolanacağı, işlenip işlenmeyeceği, kimlerin bu bilgilere ulaşabileceği, gizliliğinin nasıl korunacağı gibi konuların açıklığa kavuşturulması gerektiği, hekimlik mesleği ile bağdaşmayan bu uygulamanın sağlık turizmi kapsamında yurt dışına yönelik böyle bir hizmet sunumunun getireceği olumsuz etkilerin irdelenmesi gerektiği, hangi tedavilerin uzaktan sağlık hizmeti kapsamına alındığının belirlenmediği, bu açıdan belirsiz bir nitelik taşıdığı;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. ve 2. fıkralarına ilişkin olarak, anılan düzenlemelerin kapsam maddesi ve her türlü sağlık hizmeti tanımıyla birlikte değerlendirildiğinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşlarında sağlık turizmi bağlamında sunulan sağlık hizmetlerinin Yönetmeliğin kapsamında olduğunun anlaşıldığı, bütün bu sağlık kuruluşları için ortak bir ölçüt olarak yabancı dil bilen bir personel istihdam edilmek suretiyle uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulma zorunluluğu getirildiği, yabancı hasta ile sağlık kuruluşu arasındaki iletişimin kurulmasında söz konusu personelin varlığının yararlı olabileceği, ancak Yönetmelikte uluslararası sağlık turizmi ile tanımlanan kavram içinde yurtdışında yerleşik Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da yer aldığı, söz konusu hastalarla iletişim için yabancı dil bilgisine gereksinim olmadığı, Yönetmelikle getirilen uluslararası sağlık turizmi birimi oluşturulması zorunluluğunun hiçbir haklı gerekçesi ve yasal dayanağının olmadığı, böylece düzenlemenin kamu yararını hedeflemeyen, sağlık turizmi bağlamında gelen hastaları büyük sağlık kuruluşlarına yönlendiren bir şart öngördüğü, ayrıca kamu hastanelerinde bu birimlerin nasıl oluşturulacağına dair bir hükmün de bulunmadığı, bu haliyle Yönetmeliğe bakıldığında eksik ve belirli olmayan kurallar bulunduğu, hukuki belirlilik ilkesinin ihlal edildiği;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarına ilişkin olarak, düzenlemenin hasta mahremiyetini ihlal eder nitelikte olduğu, hassas kişisel veri niteliğindeki sağlık verilerinin hiçbir sınırlama yapılmadan ve anonimleştirilmeden bütünüyle Bakanlıkla paylaşılmasının başta 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu olmak üzere bu alandaki uluslararası sözleşmelere aykırı olduğu, söz konusu düzenleme ile Bakanlık tarafından oluşturulan web tabanlı sisteme hastaların kaydedilmesi, merkezi sağlık veri sistemine aktarılması ve istenilen bilgi ve belgelerin de Bakanlığa gönderilmesinin hasta mahremiyetini hiçe saydığı, kişisel verilere ilişkin kuralların aynı zamanda bu verilerin teminine, kullanılabilmesine, işlenebilmesine, ulaşılabilmesine, saklanma süresine, temin edilme gerekçesine ilişkin hususlarda bir belirlilik içermesinin de gerektiği, yine sağlık kuruluşlarına, kendilerine başvuran kişilere ait hangi verilerin, nasıl bir işleme tabi tutularak merkezi sisteme gönderileceğine dair kural da belirtilmediği, sağlık kuruluşlarına getirilen aktarım zorunluluğu ile kişisel veri sahibine karşı sır saklama yükümlülükleri arasında bir denge de kurulmadığı, sağlık verilerinin işlenmesine esas alınan amaçları gerçekleştirmek üzere hangi verilerin kullanılacağının belirlenmesi ve ona göre sınırlı veri toplanması gerektiği, ancak dava konusu Yönetmelikte iç hukukta düzenlenmesi zorunlu sayılan hususların hiçbirinin düzenlenmediği, bu alanlara dair açık, net, anlaşılabilir, çerçevesi belirli, uygulamaya yol gösterecek nitelikte bir düzenleyici işlem yapılmadığı;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 11. maddesine ilişkin olarak, sağlık hizmetleri tarifesini belirleme yetkisinin Türk Tabipleri Birliğine ait olduğu, bu yetkinin Bakanlığa devrinin hukuka aykırı olduğu, 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nda genel nitelikte bir kural ile gerek görüldüğünde özel sağlık kuruluşlarının ücret tarifelerinin belirlenmesi veya onaylanmasına ilişkin olarak Sağlık Bakanlığına bir yetki verildiği, ancak bu yetkinin Hususi Hastaneler Kanunu uyarınca, özel hastanelerde yatan hastaların yatak ve tıbbi bakım ücretlerinin üst sınırının belirlenmesinde kullanılabileceği, anılan yetkinin özel yasa ile bir başka kurumun yetkili olarak düzenlenmiş olduğu bir alanda kullanılabilmesinin ise söz konusu olmadığı, 6023 sayılı Kanun ile özel olarak düzenleme yapılarak özel sağlık kuruluşlarındaki sağlık hizmetlerine ilişkin tarife düzenleme yetkisi Türk Tabipleri Birliğine verilmiş iken söz konusu tarifenin kısmen de olsa Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenmesi veya onaylanmasının söz konusu olmayacağı;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrasına yönelik olarak, reklam yasağının ihlal edildiği, 29/07/2023 tarih ve 32263 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmeliğe atıf yapıldığı, anılan Yönetmelikte ise 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik hükümlerine atıf yapıldığı, her iki Yönetmeliğe bakıldığında bir boşluk oluştuğu ve yasal düzenlemenin olmadığının anlaşıldığı, 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin ise yürürlükten kaldırıldığı, bu nedenle tanıtım ve bilgilendirmede uyulacak esasların ne olduğunun belirlenmediği, sağlık hizmetlerinde temel ilkenin sağlık hizmetine ihtiyaç duyan kişiye gerekli hizmetin sunulması olduğu, kişinin sağlık hizmetine talebinin yaratılması ya da kışkırtılmasının yasak olduğu, sağlık alanında tanıtıma getirilen sınırlamaların temel amacının, insan sağlığı ve bu kapsamda insan haklarını korumak, insanların kâr, rekabet ve benzeri amaçlardan kaynaklanan eylemlerden zarar görmelerini engellemek olduğu, Yönetmeliğin reklam yasağı konusunda düzenleme içermemesi nedeniyle insan sağlığını tehlikeye düşürebilecek nitelikte olduğu;

iddia edilerek dava konusu düzenlemelerin iptaline ve yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.

 

DAVALININ SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Dava konusu Yönetmeliğin tamamına ilişkin olarak, Bakanlığın görev alanını ilgilendiren konularda düzenleme yapma yetkisinin olduğu, nitekim isbu Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılan 13/07/2017 tarih ve 30123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik hakkında da yetki itirazında bulunulduğu, bu talebin dayanağının bulunmadığının Danıştay kararları ile ortaya konulduğu;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasına ilişkin olarak, yetki belgesine ilişkin önceki düzenlemelerin Danıştay denetiminden geçtiği, ülkeye gelen turistin acil durumlarda ve ani gelişen sağlık sorunlarında ülkede bulunan tüm sağlık tesislerinden hizmet almasında bir sakınca bulunmadığı, yalnızca uluslararası sağlık turizmi kapsamında faaliyet gösteren sağlık kuruluşları ve aracı kuruluşların yetki belgesi almasının zorunlu kılındığı, dolayısıyla hekimin hasta tedavi yetkisinin kısıtlanmadığı, yalnızca belirli faaliyetler için düzenleme getirildiği, düzenlemenin sağlık turizmi alanında uluslararası rekabet ve hasta güvenliği açısından gerekli olduğu, ayrıca mevcut sağlık kuruluşlarına uyum sağlamaları için geçiş süresinin tanındığı, böylece hukuki belirlilik ve adil uygulamanın sağlandığı, yetki belgesi uygulamasının yalnızca uluslararası sağlık turizmi faaliyetlerini kapsadığı, sağlık hizmeti sunan gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerine ait tüm sağlık kurum, kuruluş ve müesseselerinin ve sağlık hizmet sunumunun denetiminin Bakanlık veya İl Sağlık Müdürlükleri tarafından yapılacağı, kanuna uygun olarak aracı kuruluşların USHAS tarafından değerlendirileceğine ilişkin özel bir madde getirildiği, aracı kuruluşlar dışında sağlık tesislerinin USHAS tarafından denetleneceğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığı;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrası, 13. maddesinin 1. fıkrasındaki “ve aracı kuruluşlar” ibaresine ilişkin olarak, Yönetmelik kapsamında aracı kuruluşların görevlerinin, hastalara tıbbi müdahale sağlamak değil, yalnızca organizasyon, bilgilendirme, yönlendirme ve lojistik destek faaliyetleri ile sınırlı olduğu, aracı kuruluşların hastaları sağlık kuruluşuna yönlendirmesinin hasta bakımına doğrudan müdahale anlamına gelmediği ve Yönetmelikte öngörülen prim veya ücret uygulamalarının da yalnızca uluslararası sağlık turizmi organizasyonunun yönetimi ile ilgili olduğu, USHAS aracılığıyla tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini standart ve denetimli bir çerçeveye bağlayarak fiili olarak suç teşkil edebilecek rastgele aracılık faaliyetlerini önlenmesinin amaçlandığı, aracı kurumun sırf hasta ve sağlık tesisini bir araya getirdiği için değil, ancak sayılan hizmetler karşılığında bir maddi kazanç elde ettiği, konunun daha önce de yargı önüne getirildiği ve hukuka uygun bulunduğu;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri ile 5. fıkrasına ilişkin olarak, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının yalnızca bilimsel araştırmalara ve meslek standartlarına uygun şekilde uygulanacağı, hekimlerin özen yükümlülüğünün korunacağı, nitekim geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama yöntemlerini belirlemek, bu yöntemleri uygulayacak kişilerin eğitimi ve yetkilendirilmeleri ile bu yöntemlerin uygulanacağı sağlık kuruluşlarının çalışma usul ve esaslarını düzenlemek amacıyla Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Yönetmeliği’nin çıkarıldığı, dolayısıyla geleneksel ve tamamlayıcı sağlık uygulamalarının mevzuatımızda ayrıntılarıyla düzenlendiği, komplikasyon sigortasının, hekimin kusur sorumluluğunu artırmayacağı, özenli müdahaleye rağmen oluşan komplikasyonlardan hekimin sorumlu tutulamayacağı, düzenlemenin komplikasyon sigortası yaptıran sağlık kuruluşlarını koruma altına almayı amaçladığı, tıbbi uygulama hatası iddiası ile yargı mercilerine başvuran kişi için öncelikle soruşturma izni süreci işletildiği, soruşturma izni verilmesi sonrası ilgili sağlık meslek mensubu için dava açılabildiği, sonrasında ise yapılan tıbbi uygulama sonucu ortaya çıkan neticenin durumuna göre kişinin cezai sorumluluğuna dair kararlar verildiği, hukuki sorumluluk bağlamında değerlendirme yapıldığında ise yapılan tıbbi uygulama sonucu ortaya çıkan neticenin mahkeme tarafından tıbbi uygulama hatası (malpraktis) ya da komplikasyon olmasına göre karar çıktığı, bu süreçte tıbbi uygulama hatası (malpraktis) iddiası ile karşı karşıya kalan sağlık meslek mensubu ve sağlık kuruluşunun olumsuz etkilenebildiği, bunu tüm taraflar için izole edebilmek veya en aza indirebilmek adına düzenlemeye gidildiği, iddia aşamasındaki suçlamalara karşı sağlık meslek mensubu veya sağlık kuruluşunu korumak adına komplikasyon sigortası uygulaması getirilmesinin amaçlandığı, bu uygulama ile diğer taraftan ülkemizin uluslararası sağlık hizmet sunumu imajının da korunmasının hedeflendiği, uzaktan sağlık hizmetlerinin ise ulusal ve uluslararası standartlara uygun, güvenli ve denetlenebilir şekilde sunulduğu, hasta mahremiyeti ve veri güvenliğinin gözetildiği, konu hakkında Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Sunumu Hakkında Yönetmelik çıkarıldığı, bu Yönetmelik ile sağlık hizmetinin mekandan ve coğrafyadan bağımsız olarak ve çağdaş tıbbi teknolojiye dayanılarak sunulmasına hizmet etmek üzere uzaktan sağlık hizmetinin kapsamına, uzaktan sağlık hizmeti sunacak sağlık tesislerine izin verilmesine, uzaktan sağlık bilgi sisteminin geliştirilmesine, tescil edilmesine, sağlık tesislerinin bu kapsamda denetlenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlendiği, yine Uzaktan Sağlık Hizmetlerinin Sunumu Hakkında Yönetmelikte uluslararası sağlık turizmi yetki belgesi almış olan sağlık tesislerince, ilgili mevzuatı çerçevesinde uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında uzaktan sağlık hizmeti verilebileceğinin düzenlendiği, bu kapsamda davacının iddiasının aksine uzaktan sağlık hizmetinin bütün ayrıntılarının mevzuatımızda yer aldığı, USHAS üzerinden yapılan tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin ise uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinin şeffaf ve standartlı sunulmasını sağladığı, mevzuata uygun şekilde faaliyette bulunan sağlık tesislerinin tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin kısıtlanmadığı, aksine tanıtım ve bilgilendirmelerin HealthTürkiye markası ile desteklendiği;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 7. maddesinin 1. ve 2. fıkrasına ilişkin olarak, düzenlemenin yalnızca uluslararası sağlık turizmi kapsamında hizmet alan hastalarla iletişimin sağlanması amacıyla getirildiği, uluslararası sağlık turizmi tanımının kapsamında yurt dışında ikamet eden Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları bulunsa da gerek İngilizcenin tüm dünyada evrensel bir dil olarak kabul görmesi gerek Yönetmeliğin amacının sağlık turizmi faaliyetlerini profesyonel ve denetime açık bir hale getirmek olduğu birlikte değerlendirildiğinde maddedeki düzenlemelerin kamu yararına uygun olduğu, ayrıca, Yönetmelik kapsamında birimlerin oluşturulma şeklinin esnek bırakıldığı ve idareye uygun yöntemleri belirleme yetkisinin tanındığı, böylece birimlerin oluşturulma sürecinde sağlık tesislerinin ihtiyaçlarına göre değişiklik yapabilme yetkisinin de kazanıldığı, düzenlemelerin hukuki belirlilik ilkesi çerçevesinde açık ve uygulanabilir nitelikte olduğu, konunun daha önce de yargı önüne getirildiği ve hukuka uygun bulunduğu;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 8. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarına ilişkin olarak, düzenlemenin yalnızca sağlık hizmetlerinin yönetimi, denetimi ve hizmet kalitesinin sağlanması amacına yönelik olduğu, veri aktarımının, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda şekilde yürütüldüğü, verilerin yalnızca hizmetin yönetimi, denetimi ve istatistiki amaçlarla işlendiği, kanuna aykırı bir veri işlemesi yapılamayacağı, ayrıca sağlık personeli ve sağlık kuruluşlarının, Kanun ve ilgili uluslararası düzenlemeler çerçevesinde sır saklama yükümlülüğüne tabi olduğu ve kişisel sağlık verilerinin paylaşımının yalnızca hizmetin gerektirdiği ölçüde gerçekleştirildiği, bu konunun birçok uluslararası bildirgede ve iç hukukta düzenlendiği, Yönetmelik gereğince işlenecek veriler anonimleştirilerek istatistiki veri kullanımıyla bireylerin hassas verilerinin korunduğu, kişilerin açık rızası alınmadan veya yasal istisnalar dışında veri paylaşımı yapılmadığı, düzenlemenin hem iç hukuka hem de uluslararası veri koruma yükümlülüklerine uygun şekilde düzenlendiği, hasta mahremiyetinin ihlal edilmediği, düzenlemenin uygulanabilir ve açık bir çerçeve sunduğu, konunun daha önce de yargı tarafından hukuka uygun bulunduğu;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 11. maddesi bakımından, Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun, hekimlerin muayene, ameliyat ve girişimsel işlem ücretlerinin rehber tarifelerle düzenlenmesi yetkisini Merkez Konseye verdiği ve bu tarifelerin Bakanlığa bildirilmesini öngördüğü, Yönetmeliğin söz konusu tarifeleri ortadan kaldırmak veya hekimlerin ücretlendirme yetkisini tümüyle devralmak amacını taşımadığı, aksine Yönetmelik kapsamında Bakanlıkça belirlenen ücretlerin, yalnızca uluslararası sağlık turizmi faaliyetlerine ilişkin olduğu, mevcut Türk Tabipleri Birliği tarifelerine uygunluk ve ölçülülük ilkesinin gözetildiği, Kanun’da Türk Tabipler Birliğine verilen tarife düzenleme yetkisinin bir bağlayıcılığının bulunmadığı, tavsiye niteliği taşıdığı, konunun daha önce de yargı önüne getirildiği ve hukuka uygun bulunduğu;

 

Dava konusu Yönetmeliğin 13. maddesinin 1. fıkrası bakımından, sağlık hizmetlerinde tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerinin belli esaslara bağlanması hedeflenmiş olsa da yürürlükten kaldırılmış bir düzenlemeye yapılan atıf nedeniyle uygulamada hukuki belirsizlik doğduğu, ancak bu durumun düzenlemenin özüne ilişkin bir sorun olmayıp teknik bir eksiklikten kaynaklandığı, revizyon çalışmalarının devam ettiği dikkate alındığında mevcut maddenin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri çerçevesinde yeniden düzenlenmesi halinde amaçlanan faydaya ulaşılmasının mümkün olacağı;

ileri sürülerek davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

 

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : Mustafa Şahin

DÜŞÜNCESİ : Yürütmenin durdurulması isteminin kısmen kabulü kısmen reddi gerektiği düşünülmektedir.

 

TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma için verilen yasal süre geçtikten sonra incelenmesine karar verilen yürütmenin durdurulması istemi, savunmanın geldiği görülmekle, Başkan İbrahim Topuz ve Üye Ahmet Saraç’ın, dava konusu düzenlemenin dayanaklarından olan 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun ek 11. maddesinin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan Sağlık Bakanlığının uluslararası sağlık turizmi kapsamındaki her türlü kuruluşun faaliyetlerini denetleyeceğine yönelik düzenlemenin, her türlü kuruluşun faaliyetini denetleme yetkisi verdiği, anılan kuralın Sağlık Bakanlığına görev alanı dışında olan kuruluşların da denetlenmesine imkan vermesi ve böylece sınırları çizilmemiş bir yetki tanınmış olması sebebiyle Anayasa’nın 2., 123. ve 124. maddelerine aykırı olduğu, bu nedenle anılan kuralın iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiği oylarına karşılık, söz konusu cümlenin sağlık hizmeti sunumu ile ilgili iş ve işlemlere ilişkin olduğu, sağlık hizmeti sunumu yapan kuruluşları kapsayacağı, bu itibarla davalı idareye görev alanı dışında verilmiş bir yetkiden söz edilemeyeceği anlaşıldığından, Anayasa Mahkemesine başvurulmasına gerek olmadığına oyçokluğuyla karar verilerek, yeniden incelendi, gereği görüşüldü:

 

İNCELEME VE GEREKÇE :

 

MADDİ OLAY : 26/04/2025 tarih ve 32882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin yetki unsuru yönünden tamamının, bu talep kabul edilmezse; 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının, 6. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c) ve (d) bentleri ile aynı maddenin 5. fıkrasının, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkrasının, 8. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarının, 11. maddesinin, 13. maddesinin 1. fıkrası ile ayrıca aynı fıkrada yer alan “ve aracı kuruluşlarda” ibaresinin iptaline ve yürütülmesinin durdurulmasına karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.

 

İLGİLİ MEVZUAT: Anayasanın 56. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu; 3. fıkrasında, Devletin, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenleyeceği; 4. fıkrasında da, Devletin, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği; 124. maddesinde, bakanlıkların kendi görev alanlarını ilgilendiren konularda yönetmelik çıkarabilecekleri hükme bağlanmıştır.

 

3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 3. maddesinin (a) bendinde, sağlık kurum ve kuruluşlarının yurt sathında eşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde diğer Bakanlıkların da görüşü alınmak suretiyle Sağlık Bakanlığınca planlanacağı, koordine edileceği, mali yönden desteklenip geliştirileceği; (c) bendinde, bütün sağlık kurum ve kuruluşları ile personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasının esas olduğu, sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesinin bu esas içerisinde Sağlık Bakanlığınca düzenleneceği kurala bağlanmış; 9. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde, bütün kamu ve özel sağlık kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, sağlık kuruluşlarının amaca uygun olarak teşkilatlanmalarına, sağlık kurum ve kuruluşlarının koordineli çalışma ve hizmet standartlarının tespiti ve denetimi ile bu Kanunla ilgili diğer hususlara yönelik esas ve usulleri yönetmelikle düzenleme yetkisinin Sağlık Bakanlığına ait olduğu; ek 11. maddesinde ise, sağlık hizmeti sunumu ile ilgili tüm iş ve işlemlerin Sağlık Bakanlığınca denetleneceği, bu hükmün uluslararası sağlık turizmi kapsamındaki her türlü kuruluşun faaliyetlerini de kapsadığı hüküm altına alınmıştır.

 

1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin “Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü” başlıklı 355. maddesinin birinci fıkrasının (ı) bendinde, sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenlemeler yapma ve ilgili kurumlarla koordinasyon sağlama görev ve yetkisinin Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünde olduğu; “Düzenleme görev ve yetkisi” başlıklı 508. maddesinde Sağlık Bakanlığının görev, yetki ve sorumluluk alanına giren konularda idari düzenlemeler yapabileceği belirtilmiştir.

 

Bununla birlikte 663 sayılı Sağlık Alanında Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye 7146 sayılı Askerlik Kanunu ile Diğer Bazı Kanunlarda ve 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 19. maddesi ile eklenen ek 2. maddede “(1) Uluslararası sağlık hizmetleri alanında ülkemizde sunulan hizmetlerin tanıtımını yapmak, kamu ve özel sektörün sağlık turizmine yönelik faaliyetlerini desteklemek ve koordine etmek, uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler ile hizmet sunum standartları ve akreditasyon kriterleri konusunda Bakanlığa önerilerde bulunmak üzere Uluslararası Sağlık Hizmetleri unvanı ile bir anonim şirket (USHAS) kurulmuştur. USHAS’ın ilgili olduğu bakanlık Sağlık Bakanlığıdır.

(2) USHAS’ın faaliyet konuları şunlardır: a) Uluslararası sağlık hizmetleri alanında aracılık faaliyeti gösteren kurumlara yetki belgesi vermek. b) Ülkemizin sağlık hizmetlerinin uluslararası tanıtımını yapmak, bu alandaki tanıtım ve bilgilendirme faaliyetlerini koordine etmek, yönlendirmek ve desteklemek. c) Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin aracılık faaliyetlerinde bulunmak, verilen yetki çerçevesinde kamu ve özel sektör kuruluşları adına uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin sözleşme yapmak, yapılan sözleşmelerin yürütülmesine destek olmak. ç) Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin bilgi alma başvurularına cevap vermek, şikâyetler ve anlaşmazlıkların çözümü için ilgili merciler nezdinde girişimlerde bulunmak, tarafların karşılaşabilecekleri sorunları tespit ederek önleyici tedbirler almak. d) Ülkemizin sağlık sisteminin tanıtımını yapmak, sağlık sistemleri, sağlık finansmanı ve kamu özel işbirliği modelleri konusunda uluslararası kişi ve kuruluşlara danışmanlık yapmak, bu alanlarda sistemlerin kurulması ve geliştirilmesine ilişkin yurt dışı talepleri karşılamak, projeler yapmak ve uygulamak. e) Yurt dışında sağlık kuruluşu açmak, işletmek, ortaklık kurmak ve işbirliği yapmak. f) Sağlık meslek eğitimi turizmine yönelik faaliyetlerde bulunmak. g) Faaliyet alanına giren konularda ulusal ve uluslararası kongre, seminer ve benzeri etkinliklerde bulunmak, araştırma ve yayın yapmak. ğ) Uluslararası sağlık hizmetlerine ilişkin politika ve stratejiler, hizmet sunum standartları, akreditasyon kriterleri, fiyat tarifeleri ve hukuki düzenlemeler konusunda ilgili kuruluşlarla işbirliği yapmak ve bu konularda Bakanlığa önerilerde bulunmak. h) Sağlık meslekleri eğitimi konusunda teşvikler geliştirmek, bu alanda uluslararası öğrencileri ve eğitim kurumlarını desteklemek.

(3) USHAS, bu Kanun ve 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun bu Kanuna aykırı bulunmayan hükümlerine göre hazırlanacak ana sözleşmesinin imzalanmasını müteakip yapılacak tescil ve ilan ile faaliyete geçer. Türk Ticaret Kanununun kuruluşa, ayni ve nakdi sermayesinin vaz’ına müteallik hükümleri USHAS hakkında uygulanmaz.

(4) USHAS’ın yurt içinde ve yurt dışında şirket kurması veya bir şirkete %50’den fazla hisseyle ortak olmasına karar vermeye Cumhurbaşkanı yetkilidir.

(5) USHAS’ın hisselerinin tamamı Hazine ve Maliye Bakanlığına aittir. Ancak, Hazine ve Maliye Bakanlığının mülkiyet hakkı ile kâr payı hakkına halel gelmemek ve pay sahipliğinden kaynaklanan bütün mali haklar Hazine ve Maliye Bakanlığında kalmak kaydıyla, USHAS’taki pay sahipliğine bağlı oy, yönetim, temsil, denetim gibi hak ve yetkiler Sağlık Bakanlığı tarafından kullanılır. USHAS işletme bütçesi Genel Kurul onayına sunulmadan önce Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınır.

(6) USHAS’ın başlangıç sermayesi on milyon Türk lirası olup, bu tutar Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından karşılanır.

(7) USHAS’ta, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa tabi personel istihdam edilir. Çalışacak personel sayısı 150 kişidir, Cumhurbaşkanı bu sayıyı dört katına kadar artırmaya yetkilidir. İstihdam edilecek personele ödenecek ücret ile diğer tüm mali ve sosyal hakların aylık ortalaması Cumhurbaşkanınca şirket için belirlenecek üst sınırı aşamaz.

(8) USHAS, ceza ve ihalelerden yasaklama hükümleri hariç 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu, 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu ve 18/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye tabi değildir.

(9) Yönetim kurulunda görev alanlara 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 34 üncü maddesine göre kamu iktisadi teşebbüsleri yönetim kurulu başkan ve üyelerine ödenen tutarda ödeme yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

 

Yukarıda anılan mevzuat hükümlerine dayanılarak uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında sunulan sağlık hizmetleri ve aracılık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasları düzenlemek maksadıyla hazırlanan Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelik 26/04/2025 tarih ve 32882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

 

Diğer taraftan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında da, idari işlemin uygulanması hâlinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, yürütmenin durdurulmasına karar verileceği hükme bağlanmıştır.

 

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:

 

A) Dava konusu Yönetmeliğin yetki yönünden incelenmesi: Dava konusu Yönetmeliğin dayanağı olan ve yukarıda aktarılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; genel olarak, Sağlık Bakanlığının ülke genelindeki sağlık hizmetinin dengeli, planlı, verimli, kaliteli ve koordineli sunulmasında asli yetkili otorite olduğu, Anayasayla Devlete sağlık hizmeti alanında verilen görevlerin anılan Bakanlık aracılığıyla yerine getirildiği; uyuşmazlığın özelinde ise, Sağlık Bakanlığının uluslararası sağlık turizmi kapsamında bulunan kamu – özel sektör fark etmeksizin bütün sağlık kurum ve kuruluşlarının tesis, hizmet, personel kıstaslarını belirlemeye, amaçlarına uygun olarak teşkilatlanmalarına, bu çerçevede ruhsatlandırılıp denetlenmelerine ve nihai olarak sağlık turizmi uygulamalarının geliştirilmesine yönelik düzenleme yapmaya yetkili olduğu anlaşılmaktadır.

 

Dolayısıyla, temel unsuru sağlık hizmeti olan sağlık turizmi alanının amaç ve kapsamını belirleyen, bu alanda faaliyet gösterecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların asgari hizmet standartlarını, bunların yetkilendirilmelerini, verilecek yetki belgesinin kriterlerini, görev, yetki ve sorumluluklarını düzenleyen dava konusu Yönetmeliğin, sağlık hizmetleri alanında asli yetkili otorite olan Sağlık Bakanlığınca hazırlanarak yürürlüğe konulmasında meri mevzuat hükümlerine aykırılık bulunmamaktadır.

 

Bu sebeple, davacının Yönetmeliğin yetki yönünden hukuka aykırı olduğu iddiasıyla tamamının iptali ile yürütmesinin durdurulması istemi yerinde görülmemiştir.

 

B) Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin incelenmesi: Anayasasının “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlanması” başlıklı 13. maddesinde, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” hükümlerine; “Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinde “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” hükmüne; “Yönetmelikler” başlıklı 124. maddesinde, “Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” hükmüne yer verilmiştir.

 

Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler.

 

Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken “normlar hiyerarşisi” kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Normlar hiyerarşisine göre kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir.

 

Bununla birlikte çalışma ve sözleşme özgürlüğünün temel hak ve hürriyetlerden olduğu, sınırlandırılmasının ancak kanunla mümkün olduğu da muhakkaktır.

 

Uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında sunulan sağlık hizmetleri ve aracılık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi amacıyla çıkarılan dava konusu Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelikte, sağlık tesisi, özel mevzuatı uyarınca sağlık tesisi ruhsatına sahip olan ve Bakanlıkça yetki belgesi verilen kamu kurum ve kuruluşlarına, üniversitelere, gerçek ve özel hukuk tüzel kişilerine ait sağlık tesisleri olarak tanımlanmış ve buraların uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütebilmesi için Sağlık Bakanlığından yetki belgesi alması zorunlu tutulmuştur. Anılan Yönetmeliğin 6. maddesinde ise sağlık tesislerinin hizmet standartları düzenlenmiş; dava konusu edilen 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi ile de, uluslararası sağlık turizmi kapsamında ameliyathane ortamında yapılacak cerrahi ve girişimsel işlemler için sağlık tesisi tarafından komplikasyon sigortası yaptırma zorunluluğu getirilmiştir.

 

Öncelikle hekimlerin hasta ile arasındaki hukuki ilişkinin mahiyetine, devamında ise sorumluluğun kapsamına değinilmesi önem arz etmektedir.

 

Özel hukukta zararın sonucu olan sorumluluk ya bir sözleşmenin taraflarınca hiç uygulanmaması veya noksan uygulanmasıyla sözleşmeden veya haksız fiilden yahut kanundan doğar. Hekim ile hasta arasındaki ilişki çoğu zaman daha önceden geçerli olarak kurulmuş ve güven unsuru ağır basan bir sözleşmeye dayanır. Sözleşme çerçevesinde ise tıbben kabul edilmiş uygulamalara yani tıbbi standartlara uygun olarak edimini ifa ile yükümlü olan hekimin, sözleşmenin ihlâli hâlinde zarardan sorumluluğu doğabilecektir.

 

Bununla birlikte hekimlik faaliyetinin kusurlu ifası meslek hatası (malpraktis) olarak ifade edilmektedir. Türk Tabipleri Birliği Hekimlik Meslek Etiği Kuralları’nın 13. maddesine göre tıbbi malpraktis bilgisizlik, deneyimsizlik ya da ilgisizlik nedeniyle bir hastanın zarar görmesidir. Malpraktis, komplikasyon kavramından farklıdır. Komplikasyon, tıbbi girişim sırasında meydana gelen, öngörülmeyen, öngörülse bile önlenemeyen durum, istenmeyen sonuçtur. Buna göre, bünyesinde risk barındıran sağlık hizmetinin ifası sırasında tıbben kabul edilen normal risk ve sapmalar çerçevesinde davranılarak gerekli dikkat ve özenin gösterilmesine rağmen ortaya çıkan istenmeyen sonuçlardan tazminat sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir.

 

1219 sayılı Tababet ve Suabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un ek 12. maddesinin 1. fıkrasında, kamu sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan tabipler, diş tabipleri ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların tıbbi kötü uygulama nedeniyle kendilerinden talep edilebilecek zararlar ile kurumlarınca kendilerine yapılacak rüculara karşı sigorta yaptırmak zorunda olduğu, 2. fıkrasında da, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında çalışan veya mesleklerini serbest olarak icra eden tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olanların tıbbi kötü uygulama sebebi ile kişilere verebilecekleri zararlar ile bu sebeple kendilerine yapılacak rücuları karşılamak üzere mesleki mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Buna göre, hekimlerin sorumlu oldukları hekimlik faaliyetinin kusurlu ifası meslek hatası (malpraktis) eylemlerinden doğan, kendilerinden talep edilebilecek zararlar için sigorta yaptırma zorunluluğu kanunla getirilmiştir.

 

Dava konusu edilen düzenlemenin ise, meslek hatasından kaynaklanan zararlardan değil, kural olarak hekimlerin sorumlu olmadıkları komplikasyon zararlarından dolayı sağlık tesisine sigorta yaptırma zorunluluğuna ilişkin olduğu görülmektedir. Sigortanın bir sözleşme türü olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, bu zorunluluğun Anayasa’nın 48. maddesi ile koruma altına alınan çalışma ve serbest teşebbüs hürriyeti kapsamında olduğu ve bu sınırlamanın ancak kanunla yapılabileceği kuşkusuzdur.

 

Bu durumda, kanunda açık ve net bir dayanak yok iken komplikasyon sigortası yapma zorunluluğunun dava konusu Yönetmelik hükmü ile getirildiği görüldüğünden, çalışma ve sözleşme özgürlüğünü sınırlandıran, ilgililere mali yük getiren, hekimlerin mesleki faaliyetini doğrudan etkileyerek ek yükümlülük yükleyen ve yukarıda yer verilen Anayasal hükümler uyarınca ancak kanunla sınırlanabilecek olan düzenlemenin Yönetmelikle sınırlanabilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

 

Öte yandan, Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmelikte, uluslararası sağlık turizmi alanında faaliyet gösteren sağlık tesisi tanımı içerisinde kamu kurum ve kuruluşlarının da yer aldığı görüldüğünden, dava konusu düzenlemenin idarenin tazmin sorumluluğu çerçevesinde de incelenmesi gerekmektedir.

 

İdarenin sorumluluğu, idarenin işlem ve eylemleri ile kişilere verdiği zararın, idarece tazmin edilmesi anlamına gelmekte olup, söz konusu tazminat sorumluluğu, hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk esaslarına dayanmaktadır.

 

Danıştay içtihatlarında, sağlık hizmetinde idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için zararın idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerektiği, dolayısıyla kusur sorumluluğu ilkesi benimsenmiş olup, kusursuz sorumluluk ilkesine yer verilmemiştir. Böylece idare tarafından sunulan sağlık hizmetinde de yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan ve hastanın tanı ve tedavisi sürecinde ortaya çıkan istenmeyen durum olarak tanımlanabilecek olan komplikasyonun varlığı halinde kural olarak idarenin tazmin sorumluluğundan söz edilemeyecektir.

 

Buna göre, idarenin sorumluluğunun söz konusu olmadığı komplikasyona ilişkin alanda sigorta yaptırılmasını zorunlu kılan dava konusu düzenlemenin bu anlamda da kanuni bir dayanağının bulunması gerektiği açık olup, Yönetmelikle idarenin sağlık hizmetinde kusursuz sorumluluğuna sebebiyet veren düzenlemede bu yönüyle de hukuka uygunluk bulunmamaktadır.

 

Ayrıca, dava konusu düzenlemenin bu haliyle uygulanmasının telafisi güç veya imkansız zararların doğmasına yol açacağı da açıktır.

 

Açıklanan nedenlerle, düzenlemenin yürütülmesinin durdurulması gerektiği sonucuna varılmıştır.

 

C) Dava konusu Yönetmeliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin, 5. maddesinin 1. fıkrasının, 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile aynı maddenin 5. fıkrasının, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkrasının, 8. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkralarının, 11. maddesinin, 13. maddesinin 1. fıkrası ile ayrıca aynı fıkrada yer alan “ve aracı kuruluşlarda” ibaresinin incelenmesi: Anılan düzenlemeler yönünden, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinde öngörülen koşulların birlikte gerçekleşmediği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

 

KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle;

 

  1. Davacının yürütmenin durdurulması isteminin KISMEN KABULÜ ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen koşulların birlikte gerçekleştiği anlaşıldığından 26/04/2025 tarih ve 32882 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinin oyçokluğuyla YÜRÜTMESİNİN DURDURULMASINA,

  2. Davacının yürütmenin durdurulması isteminin KISMEN REDDİ ile Yönetmeliğin yetki yönünden tamamı, 4. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi, 5. maddesinin 1. fıkrası, 6. maddesinin 1. fıkrasının (a) ve (d) bentleri ile aynı maddenin 5. fıkrası, 7. maddesinin 1. ve 2. fıkraları, 8. maddesinin 1., 2., 3. ve 4. fıkraları, 11. maddesi, 13. maddesinin 1. fıkrası ile ayrıca aynı fıkrada yer alan “ve aracı kuruluşlarda” ibaresi yönünden oybirliğiyle YÜRÜTMENİN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,

  3. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 7 (yedi) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna itiraz yolu açık olmak üzere, 25/12/2025 tarihinde karar verildi.

 

Başkan, Üye, Üye, Üye, Üye

 

(X)-KARŞI OY : 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’nun 9. ve ek 11. maddelerinin değerlendirilmesinden, uluslararası sağlık turizmi ve turistin sağlığı kapsamında sunulan sağlık hizmetleri ve aracılık hizmetlerinin asgari hizmet sunum standartlarının belirlenmesi, uluslararası sağlık turizmi hizmetlerinde faaliyet yürütecek sağlık kuruluşları ile aracı kuruluşların yetkilendirilmesi ve bu faaliyetlerin denetlenmesine ilişkin usul ve esasların düzenlenmesi konusunda davalı Sağlık Bakanlığının yetkili olduğu, bu konuda Yönetmelik ile düzenleme yapabileceği muhakkaktır.

 

Dava konusu Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde uluslararası sağlık turizmi kapsamında ameliyathane ortamında yapılacak cerrahi ve girişimsel işlemler için sağlık tesisi tarafından komplikasyon sigortası yaptırılması zorunlu kılınmıştır.

 

Anılan düzenleme ile uluslararası sağlık turizmi alanında yabancı hastaların Türkiye’de aldıkları sağlık hizmetinde ortaya çıkabilecek komplikasyonlardan kaynaklı olarak uğradıkları zararın maddi güvencesinin sağlanması amaçlanmıştır.

 

Bu bakımdan, dava konusu düzenleme ile getirilen uluslararası sağlık turizmi kapsamında cerrahi ve girişimsel işlemler için komplikasyon sigortası yaptırma zorunluluğunun, hasta güvenliğinin sağlanmasına yönelik olduğu, hizmet kalitesinin yükselmesine ve ülkemizin sağlık turizmindeki itibarının güçlenmesine katkı sağlayacağı göz önünde bulundurulduğunda, dava konusu düzenlemenin dayanağı mevzuata uygun ve kamu yararı ile hizmet gerekleri gözetilerek, uluslararası sağlık turizmi kapsamındaki hizmetlerin kaliteli, etkin ve devamlı bir şekilde sunulmasını sağlamak amacıyla tesis edildiği anlaşıldığından, anılan düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.

 

Bu nedenle, dava konusu Uluslararası Sağlık Turizmi ve Turistin Sağlığı Hakkında Yönetmeliğin 6. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi yönünden de yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiği oyuyla aksi yöndeki Daire kararına katılmıyoruz.

 

Üye, Üye

 

D10D 25.12.2025 – E.2025/3197

Leave A Comment

first name
last name
comment

Cart (0 items)