TIBBİ UYGULAMA HATALARINDA MANEVİ TAZMİNATIN BELİRLENMESİ

 

Tıbbi uygulamalar hastaların doğrudan vücut bütünlüğüne yapılan müdahaleler olduğundan müdahalenin hatalı olması halinde hatalı tıbbi müdahale nedeniyle acı çeken ve kişilik hakları zedelenen hastalar ve yakınları manevi tazminat talebinde bulunabileceklerdir. Tedavinin normal seyrinden ve olası yan etkilerinden olan acı ve ağrılar manevi tazminata konu edilemez.

 

Manevi tazminat, kusurlu fiil nedeniyle maruz kalınan fiziksel acının yanında üzüntü ve kederin tamamen giderilemese bile bir nebze telafi edilebilmesini amaçlar.

 

Manevi tazminatın konusu, zarar görenin malvarlığında bir azalma değil, hatalı tıbbi müdahalenin hastanın ruh halindeki olumsuz etkileri ile yaşama sevincindeki azalmadır.

 

Türk Borçlar Kanununun 56. Maddesinin 1. fıkrasındaki: “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir.” hükmü ile manevi tazminatın hukuki dayanağı belirlenmiştir.

 

Anılan maddenin 2. fıkrasında, manevi tazminatın zarar görenin yakınlarına da ödenmesi gerektiği düzenlenmiştir. Hatalı tıbbi müdahalenin ağır bir bedensel zarara neden olması halinde zarar görenin yakınları da manevi tazminat talep edebileceklerdir.

 

Manevi tazminat hakkında kanunumuz olayın özellikleri ifadesini kullandığı için tazminatın belirlenmesi açısından somut bir ölçüt bulunmamakta ve değerlendirmeler tamamen subjektif yapılmaktadır.

 

Yargıtay’ ın; “Kural olarak hükmedilecek manevi tazminatın miktarının belirlenmesi hakimin takdirindedir. Kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakim bu hakkını Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde açıklanan hakkaniyet ilkesine uygun olarak kullanmalıdır.

 

Manevi tazminatın miktarı belirlenirken kişilik hakkına saldırı oluşturan eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranı, sıfatı, iştigal ettikleri makam ile diğer sosyal ve ekonomik durumları dikkate alınmalı, her olaya göre değişebilecek özel durum ve koşullar bulunabileceği gözetilerek, takdir hakkını etkileyebilecek nedenler karar yerinde denetime elverişli biçimde ve objektif olarak gösterilmelidir.

 

Manevi tazminat davaları sonucunda hükmedilecek para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirebilecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bu para bir ceza olmadığı gibi hükmedilecek manevi tazminatla bu malvarlığı zararlarının karşılanması da amaçlandığından tazminat miktarının onun amacına göre belirlenmesi gerekir. Bu nedenle, takdir edilecek miktar elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır” kararı ile manevi tazminatın belirlenmesi konusunda göz önünde bulundurulması gereken unsurlar belirtilmiştir.

 

Uygulamada manevi tazminatın ceza olmaması ve mağdur için zenginleşme aracı niteliği taşımaması yaklaşımı hakimdir. Aslında manevi tazminata tekdüze yaklaşmamak gerekir. Manevi tazminat her ne kadar ceza olmasa da kusurlu fiili ile zarara sebebiyet veren kişinin, işlemiş olduğu kusurun ağırlığını hissetmesine ve hem hekimi hem de sağlık kurumunu tıbbi müdahalelerdeki hataları kalıcı olarak ortadan kaldırmaya yönelik tedbirler almaya teşvik edecek caydırıcılığa sahip olmalıdır. Bununla birlikte manevi tazminatın amacı, zarar görenin ve yakınlarının yaşadıkları acı ve ıstırabın bir nebze olsun telafi edilmesi olduğundan, mağdurun içini soğutmak ve rahatlatmak için elverişli bir miktar olması gerekir. Günümüzde yargılama süreleri göz önünde bulundurulduğunda, yargılama devam ederken paranın alım gücünde meydana gelecek azalmanın da göz ardı edilmemesi gerekir.

Leave A Comment

first name
last name
comment

Cart (0 items)