Uyarı: Bu dilekçe örnek niteliğindedir, somut olayın özelliklerine göre uyarlanarak kullanılmalıdır!
Görevi başında hayatını kaybeden bir kamu görevlisinin yakınları tarafından açılan tazminat davasının ilk derece mahkemesince reddedilmesi halinde, idarenin kusursuz sorumluluğu ilkesine dayanılarak bölge adliye mahkemesine sunulabilecek istinaf dilekçesi örneği aşağıda yer almaktadır.
DENİZLİ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ İLGİLİ HUKUK DAİRESİNE
Gönderilmek Üzere
DENİZLİ ………… ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE
DOSYA NO : 2026/………… Esas, 2026/………… Karar.
DAVACILAR : ………………… (Müteveffanın Yakınları – Ad, Soyad ve Yakınlık Dereceleri Yazılacak)
VEKİLLERİ : Av. Muhammed Said TÜRKKOL
ATIF Hukuk Bürosu – Kınıklı Mah. Doğan Demircioğlu Cad. No: 75
Sarıkaya Apt. Kat: 2 Pamukkale / DENİZLİ
DAVALI : T.C. İçişleri Bakanlığı
KONU : İstinaf kanun yoluna başvuru dilekçemizden ibarettir.
AÇIKLAMALAR
1. Denizli Asliye Hukuk Mahkemesi’nin yukarıda esas numarası yazılı dosyasında, davacılar lehine talep edilen maddi ve manevi tazminat istemleri hakkında ret kararı tesis edilmiştir. İşbu ret kararı usul ve yasaya aykırı olup, yasal süre içerisinde istinaf kanun yoluna müracaat etme zorunluluğu doğmuştur.
2. Somut olay şu şekilde gelişmiştir: …/…/…. günü, sürücü ………… yönetimindeki özel otomobil, Denizli ili Merkezefendi ilçesinde seyrederken direksiyon kontrolünü yitirmiştir. Bunun sonucunda araç, yol kenarında trafik emniyeti ve kontrol görevini icra etmekte olan Uzman Jandarma’nın (müteveffa) içinde bulunduğu resmi askeri araca çarpmıştır. Çarpışmanın şiddetiyle araçtan tahliye olmaya çalışan Uzman Jandarma, olay mahallinde vefat etmiştir.
3. Davacılar tarafından açılan tazminat davasında; davalı idarenin sorumluluğunun bulunduğu, kamu görevlisi olan müteveffanın ölümü sebebiyle idarenin kamu külfetleri karşısında eşitlik veya hakkaniyet ve nesafet ilkeleri uyarınca tazmin yükümlülüğü doğduğu belirtilerek, fazlaya dair talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla; müteveffanın desteğinden yoksun kalan yakınları için destekten yoksun kalma tazminatı ile manevi tazminatın, kaza tarihinden itibaren değişen oranlarda işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalı idareden tahsili ile davacılara verilmesi, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılması talep edilmiştir.
4. Anayasa’nın 125. maddesinin ilk fıkrası uyarınca, idarenin her türlü eylem ve işlemine karşı yargı yolu açıktır. Son fıkrasında ise idarenin, kendi eylem ve işlemlerinden kaynaklanan zararları ödemekle yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiştir. İdare, yürütmekte olduğu kamu hizmeti ile illiyet bağı kurulabilen tüm zararları prensip olarak karşılamakla mükelleftir. İdari eylem ya da işlemler sonucu ortaya çıkan zararlar, idare hukuku ilkeleri çerçevesinde hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk esaslarına dayanılarak tazmin edilir. Kusursuz sorumluluk ilkesinde idare, herhangi bir kusuru bulunmasa dahi sorumlu tutulmakta ve meydana gelen zararı gidermektedir. Nitekim yerleşik Danıştay içtihatlarında bu husus şu ifadelerle vurgulanmaktadır: “Kusursuz sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazminle yükümlüdür. Bu bağlamda, kamu görevlilerinin görevini yaparken, görevi sebebiyle uğramış olduğu zararların da kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca tazmini gerekmektedir.”
5. Kamu hizmeti yürütülürken şahısların bir zarara uğraması halinde en kritik unsur, zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının varlığıdır. İlliyet bağı mevcut olmadıkça kusursuz sorumluluktan söz edilmesi mümkün değildir. Huzurdaki olayda ise davacıların murisi, idarenin tahsis ettiği araçta ve kamu görevini ifa ettiği sırada yaşamını yitirmiş olduğundan, zarar ile idarenin faaliyeti arasında doğrudan bir nedensellik bağı mevcuttur. Koşullar oluştuğu takdirde idarenin kusursuz sorumluluğu gereği ortaya çıkan zararın tazmini gerekir. Bu sorumluluk türünde kusurun varlığı tartışılmaz; davacı tarafın idarenin kusurunu kanıtlaması beklenmez; yeterli olan, illiyet bağının gösterilmesidir.
6. Nitekim Danıştay 10. Dairesi’nin E. 2016/3639 K. 2021/3318 sayılı kararında da benzer bir durum değerlendirilmiştir. Söz konusu kararda; “Davacqıların, kamu görevlisi olan yakınlarının yol uygulaması görevi esnasında durdurulan aracın kontrolünü yaparken başka bir aracın çarpması sonucu vefatı nedeniyle oluşan zararın, idarenin yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen özel ve olağandışı bir zarar olduğu, bu zararın kusursuz sorumluluk ilkesine göre tazmin edilmesi gerektiği kuşkusuzdur.” şeklinde hüküm kurulmuştur.
7. Meydana gelen zarar ile idare arasında nedensellik bağının varlığı, kusursuz sorumluluk bakımından kâmidir. Somut olayda davacıların murisi, kamu görevlisi sıfatıyla ve kamusal bir vazifeyi yerine getirirken idarenin kendisine tahsis ettiği araç içerisinde hayatını kaybetmiştir. Bu durum, idarenin kusursuz sorumluluğunun doğduğunu hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta ortaya koymaktadır.
8. Yukarıda arz edilen tüm hukuki gerekçeler ışığında, yerel mahkemece verilen ret kararının kaldırılarak, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere mahalline gönderilmesi icap etmektedir.
TALEP SONUCU
Yukarıda arz ve izah edilen ve sayin dairenizce resen dikkate alınacak tüm sebeplerden ötürü;
1. İstinaf başvurumuzun kabulü ile yukarıda esas ve karar sayısı belirtilen kararın kaldırılmasına,
2. Dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine iadesine,
3. Yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı idare üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekâleten talep ederiz.
Davacılar Vekili
Av. Muhammed Said TÜRKKOL

