Uyarı: Bu dilekçe örnek niteliğindedir, somut olayın özelliklerine göre uyarlanarak kullanılmalıdır!
Bir taşınmazda uzun süredir sorunsuz biçimde ikamet edilmesine ve tecavüz iddiasının süresinde ileri sürülmemiş olmasına rağmen kaymakamlıkça 3091 sayılı Kanun uyarınca verilen tecavüzün önlenmesi (tahliye) kararına karşı idare mahkemesine açılabilecek iptal davası dilekçesi örneği aşağıda yer almaktadır.
DENİZLİ NÖBETÇİ İDARE MAHKEMESİNE
Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.
DAVACI : ………………… (Ad, Soyad ve Adres Yazılacak)
DAVALI İDARE : Pamukkale Kaymakamlığı
KONU : Davalı idarece 3091 sayılı Kanun kapsamında verilen …./…./…. gün ve ………/………… sayılı tecavüzün önlenmesi kararının iptali istemini içeren dava dilekçemizden ibarettir.
Tebliğ Tarihi : …./…./….
AÇIKLAMALAR
Davalı Pamukkale Kaymakamlığı, …./…./…. tarihli ve ………/………… sayılı kararıyla, tarafımın ikamet ettiğim taşınmazda ikamet etmek suretiyle tecavüz oluşturduğu gerekçesiyle 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun uyarınca tecavüzün önlenmesi yönünde işlem tesis etmiştir. Söz konusu kararın infaz edileceğine dair yazı tarafıma tebliğ edilmiştir. Oysa tesis edilen bu idari işlem açıkça hukuka aykırıdır; iptali gerekmektedir. Şöyle ki;
Zamanaşımı İtirazı
Her şeyden önce, idari makama başvuru süresi geçirilmiş olmasına rağmen işin esasına girilerek soruşturma yürütülmesi ve karar verilmesi hukuka aykırıdır. 3091 sayılı Kanun’un “Başvuruda bulunma süresi” başlıklı 4. maddesi aynen şöyledir: “Madde 4 – Yetkililerin; tecavüz veya müdahalenin yapıldığını öğrendikleri tarihten altmış gün içinde, idari makama başvuruda bulunmaları gerekir. Ancak, tecavüz veya müdahalenin oluşundan itibaren bir yıl geçtikten sonra bu makamlara başvuruda bulunulamaz.”
Dosyaya celp edilecek Kaymakamlık tahkikat evrakı incelendiğinde, şahsımın taşınmaza belirtilen tarihte geldiği ve bu tarihten itibaren fiili hâkimiyet kurmak suretiyle tecavüzün gerçekleştiğinin öne sürüldüğü görülecektir. Belirtilen tecavüz iddiasının kabulü anlamına gelmemekle birlikte, tecavüzün oluştuğu ileri sürülen tarihin üzerinden bir yıldan fazla süre geçtikten sonra idareye başvurulduğu açıktır. Kanun koyucu, tecavüzün vukuundan itibaren bir yıllık süre geçtikten sonra bu yola başvurulamayacağını amir biçimde düzenlemiştir. Nitekim, Kaymakamlık kararının dayanağı olan inceleme evrakında tecavüz tarihi bir tarih olarak belirtilmişse de, yürütülen soruşturma dosyasındaki bilgiler, iddia olunan tecavüzün daha önceki bir tarihte başladığını ortaya koymaktadır. Bu nedenle, süre aşımı sebebiyle dahi talebin idarece reddi gerekirken, işin esasına girilmesi mevzuata aykırıdır.
Somut olayda, 3091 sayılı Kanun ve Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmelik hükümlerinin uygulanabilmesi için aranan koşullar oluşmamıştır. Yönetmeliğin “Damlı yapı ve fuzuli işgal” başlıklı 15. maddesinde aynen; “Madde 15 – Konut, dükkan, depo ve ahır gibi damlı yapılarda bu Kanunun uygulanabilmesi taşınmazın fuzulen işgal edilmiş olmasına bağlıdır. Fuzuli İşgal; Bir Taşınmazı, Sahibinin İzin Ve Rızası Olmayarak İşgal Etme, Başka Bir Deyişle Bir Taşınmazın Maliki Veya Onun Yerine Bu Konuda İşlem Yapmaya Yetkili Vekil Veya Mümessil Gibi Kimselerle Hukuki Bir Bağlantı Kurmadan Rıza Dışı, Henüz Boşaltılmamış Veya Herhangi Bir Suretle Boşalan Damlı Bir Yapıya, Eylemli Bir Durum Yaratarak Kendiliğinden Girme Durumudur.” denilmektedir.
Olayımızda, bu maddede tanımlanan “izin ve rıza olmaksızın işgal” veya “rıza dışı kendiliğinden girme” durumu kesinlikle söz konusu değildir.
Esasa İlişkin Açıklamalar
Buna göre, Kaymakamlığın işin esasını incelemeye girişerek tecavüzün önlenmesi kararı vermesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Uyuşmazlığın özü, hakkı bulunduğunu iddia eden şikâyetçi yanca adli yargı kolunda, asliye hukuk mahkemesinde açılacak bir müdahalenin önlenmesi davasının konusunu oluşturmakta olup; 3091 sayılı Kanun ve Yönetmelik kapsamında Kaymakamlığın görev ve yetkisi içerisinde değerlendirilebilecek bir mesele mevcut değildir.
Davalı idare, taşınmazdaki fiili kullanım durumunu gereği gibi saptamaksızın, şahsımın konutu kullanmaktan bütünüyle men’ine hükmetmiştir ki bu da usul ve hukuka aykırıdır. Yürütülen tahkikat sırasında ifadesine başvurulan tanıklar, özetle; uzun süredir o evde yaşadığımı, eve cebren girmediğimi, aile büyüğüm oradayken sürekli yanında bulunduğumu, konutta kalmaya devam ettiğimi, zorla girme yönünde bir duyum olmadığını ve yedek anahtarların site güvenliğinde bulunduğunu beyan etmişlerdir. Hal böyleyken, konuta zorla girdiğim ya da hak sahiplerinin rızası hilafına oturduğum yönünde bir kabulde bulunmak mümkün değildir.
Ayrıca, dava konusu taşınmaz korumalı bir site içerisinde olup, dış giriş kapıları demir ve şifre ile korunmaktadır. Taşınmazın bulunduğu yerin niteliği itibarıyla, sahibinden izin almaksızın üçüncü bir kişinin buraya girip yerleşmesi ve burada yaşamını sürdürmesi fiilen olanaklı değildir. Uzunca bir süredir bu adreste kesintisiz oturmakta olduğumdan, herhangi bir tecavüz veya müdahaleden söz edilemez.
Kaldı ki, konutta bulunduğum süre boyunca elektrik, su ve benzeri faturaları şahsen ödedim; abonelikleri kendi adıma devraldım. Bu hususa ilişkin fatura örneklerini dava dilekçem ekinde Mahkemenize sunmaktayım. Bundan başka, taşınmaza ait DASK sigortasını da bizzat yaptırdım ve prim bedelini kendim ödedim. Tüm bu olgular, Kaymakamlık tarafından tesis edilen işlemin, hukuki dayanaktan ve yeterli araştırmadan yoksun, açıkça hukuka aykırı bir nitelik taşıdığını gözler önüne sermektedir.
Davalı idare, gerek tutanak tebliği gerek tespit gerekse tahkikat işlemlerini usulüne uygun biçimde gerçekleştirmemiştir. Hâlihazırda söz konusu taşınmazda eşim ve küçük yaştaki çocuklarımla beraber yaşamaktayım. Kaymakamlığın bu tür usulsüz işlemler neticesinde, “ikamet etmek suretiyle tecavüzde bulunduğum” gerekçesiyle 3091 sayılı Kanun uyarınca tecavüzün önlenmesi kararı vermesi ve akabinde infaz edileceği bildirilen tahliye işlemi; şahsım ve ailem açısından telafisi imkânsız, çok ağır maddi ve manevi kayıplara yol açacak niteliktedir.
Yürütmenin Durdurulması Talebimiz
Halihazırda kış mevsiminde eşim ve çocuklarımla birlikte ikamet ettiğim konuttan tahliye edilmem durumunda evsiz kalma tehlikesiyle yüz yüze kalacağım. İnfazın gerçekleştirilmesi, beni ve ailemi çok ciddi maddi-manevi mağduriyete uğratacağı gibi, idarenin bu eyleminden sonra yasaya uygun şekilde işlem yapılması halinde dahi, geriye dönüşü mümkün olmayan büyük zararlar doğacaktır. Bu nedenle, dava sonuçlanıncaya kadar infaz eyleminin durdurulması bakımından yürütmenin durdurulması kararı verilmesini talep ediyorum.
HUKUKİ DAYANAK
3091 sayılı Kanun, Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun Uygulama Şekli ve Esaslarına Dair Yönetmelik, 6100 sayılı HMK ve sair ilgili mevzuat.
DELİLLER
Kaymakamlığın dava konusu kararı, tapu kayıtları, nüfus kayıt örnekleri, elektrik, su vb. fatura suretleri (ilgili kurumlardan celbi talep edilir), DASK poliçesi, dava konusu idari işlem dosyası, keşif, bilirkişi incelemesi, tanık, yemin ve her türlü yasal ve takdiri delil.
TALEP SONUCU
Yukarıda arz ve izah edilen ve sayın mahkemenizce resen dikkate alınacak tüm nedenlerden ötürü; davalı idarenin hukuka aykırı işleminin yürütmesinin durdurulmasına, davamızın kabulü ile dava konusu işlemin iptaline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı idare üzerine bırakılmasına karar verilmesini saygıyla arz ederim.
Davacı
Ekler:
1. İptali istenen idari işlemin sureti.
2. Nüfus kayıt örnekleri.
3. Fatura suretleri ve DASK poliçesi.

